Yazı Detayı
01 Şubat 2020 - Cumartesi 15:20
 
AVRUPA İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ FARK: İŞİNİ SEVEREK YAPANLAR, İŞİNİ SEVMEYEREK YAPANLAR
Fahri Şahin
fahrisahin@hotmail.com
 
 

 O işe karşı hiçbir isteği, yeteneği ve hevesi olmadığı halde sadece parası, devlet güvencesi ve emekliliği için polis olan, öğretmen olan, doktor olan, mühendis olan kişiler sizce bu görevleri ne kadar layıkıyla yerine getirebilirler? Aslında bu sorun ülkemizdeki tüm meslek grupları için geçerlidir. Türkiye’nin kalkınmasının ve ilk 10’a girmesinin önündeki en büyük engellerden biri de budur. Sizce mesleğini sevmeden polislik yapan biri suçlulara ne kadar müdahale edebilir? Mesleğini sevmeden öğretmenlik yapan biri çocuğun yüreğine ne kadar dokunabilir? Onu hayata nasıl hazırlayabilir? Aynı şekilde mesleğini sevmeden doktorluk yapan biri gecenin bir yarısında yatağından kaldırıldığında acil bir hastaya ne kadar yardımcı olabilir? Mesleğini sevmeden mühendis olan birinin diktiği bina ne kadar süre ayakta kalabilir? Aynı soruları bütün meslek grupları için de sorabiliriz.  Ülkemizin en can alıcı meselelerinden biri bu olduğu halde biz hala kimin kaç puan aldığı ile uğraşıyoruz? Tüm enerjimizi test yarışmalarına ve ne kadar net çıkardığımıza harcıyoruz. Peki bu anlamsız yarışta başarılı mıyız? İsterseniz sonuçlara şöyle bir göz atalım. Aşağıdaki satırlar 2019 yılına ait bir gazetenin köşe yazısından alıntıdır: "Başarılı" olanlar da maşallah pek başarılı: Başarı oranı Türkçe testinde yüzde 37, sosyal bilimlerde yüzde 33, fen bilimlerinde yüzde 11, fizik ve kimyada yüzde 7... Türkiye'de eğitim bitmiştir. Sabah gözünü açar açmaz cep telefonuna sarılan kuşak, ona buna mesaj atmaktan iyi kötü bir şeyler öğrenmeye vakit bulamıyor. Amerikan kültür emperyalizminin dünyaya kazurat gibi sıvadığı bönleştirme ve hödükleştirme, kepaze eğitim sistemimiz tarafından da destekleniyor. *** Size bu gençlerden biriyle başımdan geçen serüveni anlatayım: Evime yakın sayılır bir banka şubesine gittim, hesap açtıracağım da maaşımı her aybaşında oraya naklettireceğim, çekmesi daha kolay olacak... "Müşteri temsilcisi" dedikleri genç bir adam "ne iş yapıyorsunuz" diye sordu. "Köşe yazarıyım" dedim. Elindeki bir listeye baktı, "böyle bir meslek yok" dedi. "Elbette yok," dedim, "gazeteci-yazar diye bakacaksınız." Tekrar baktı, "gazeteci var ama yazar yok" dedi. Sonra "siz nerede çalışıyorsunuz" diye sordu. "SABAH gazetesinde" dedim. "Samandıra mı?" dedi. Vallahi böyle dedi. "Hayır, SABAH gazetesi" dedim. İnanmadı. Bir koşu bakkala gidip bir SABAH aldım, üçüncü sayfayı katlayıp gözüne soktum. Pek aklı yatmadı ama "evet, resim benziyor" dedi. İşlemlerimi yaptı. Çocuk maşallah okumuş, bankacı olmuştu. Doktor olsaydı şimdi yaşamıyordum.  Elbette böyle söylerken hiçbir zaman umudumu kaybetmedim. Çünkü şimdi bu satırları okuyan sizler de artık bir şeyler yapmamız gerektiğine inanıyorsunuz. Öyle değil mi? Öyleyse ilk adım olarak ne kendi çocuklarımıza ne de başkasının çocuklarına sırf parası, makamı, güvencesi için meslek tavsiye etmeyelim. Hiç düşündük mü? Belki tavsiye ettiğimiz mesleğe karşı kişinin hiçbir ilgisi ve yeteneği yok.   Hiçbir ilgisi ve yeteneği olmadığı halde sadece parası için biz insanları belli meslekleri yapmaya zorlarsak karşılaşacağımız tablo bellidir. O zaman görevini yapmayan doktora kızmayacağız. Öğretmene sinirlenmeyeceğiz. Yıkılan bina için mühendise lanet okumayacağız. Doktora kötü söz söylemeyeceğiz. Çünkü onları istemedikleri ve sevmedikleri mesleklere sadece parası için biz zorladık. Yalnızca ektiğimizi biçiyoruz.  O halde bireyin ilgi ve yeteneklerini doğrulukla ölçen testlerin olduğu günümüzde işi uzmanlara bırakalım. Mesleki yönelim ve eğilim konusunda okul rehber öğretmenlerimizden destek alalım. İnterneti bu amaç doğrultusunda sonuna kadar kullanalım. İşine severek yapan “Kırmızı Laleler” ülkesi olacağımız o güzel ve mutlu günlere beraberce el ele.

 

 
Etiketler: AVRUPA, İLE, TÜRKİYE, ARASINDAKİ, FARK:, İŞİNİ, SEVEREK, YAPANLAR,, İŞİNİ, SEVMEYEREK, YAPANLAR, ,
Yorumlar
Bizim Gazete
Yazarlar
Resmi İlan

Haber Yazılımı